Kaplan Hukuk Bürosu Bodrum Bodrum Hukuk Bürosu


Tel: +90 (252) 319 23 04


Email: info@nazliaydogan.av.tr
 
19Ağu2011

T.C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2009/13-290
Karar: 2009/350
Karar Tarihi: 15.07.2009

(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 154, 390) (3194 S. K. m. 3)

Dava: Taraflar arasındaki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Üsküdar Asliye 4. Hukuk Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.09.2007 gün ve 2007/27-254 sayılı Kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 28.10.2008 gün ve 2008/11747-12610 sayılı ilamı ile,

(…Davacı, avukat olduğunu, davalıya hizmet verdiğini, verdiği hizmetin karşılığı olarak 16.05.2005 tarihli sözleşme ile davalının 330.000 USD ödemeyi taahhüt etmesine ve aradan 15 ay geçmesine rağmen taahhüdünü yerine getirmediğini kendisini haksız olarak azlettiğini, girişilen icra takibine de itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline % 40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, dayanılan sözleşmede sözleşmeye konu taşınmazların satılması halinde 330.000 USD ödeneceğinin öngörüldüğünü, taşınmazların satılmadığını, vekillik görevi devam ederken ve alacak muaccel olmadan ihtarname gönderip talepte bulunduğunu, davacının hukuki bilgisizliği nedeniyle kendisine vekaleten yanlış davalar açtığını ve kaybettiğini, azlin haklı olduğunu, davacının talepte bulunamayacağını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmede, sözleşmeye konu taşınmazların satılmasından sonra davacı avukata sözleşme tarihine kadar ifa ettiği işler karşılığı olarak 330.000 USD ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davalı Kooperatifler Genel Kurulu’nun 14.1.2007 tarihli oturumda taşınmazların satımını gayri muayyen süre ile ertelediği ve böylece BK’nın 154. maddesi hükmü çerçevesinde alacağının muaccel hale geldiği, azlin haksız olduğu gerekçe gösterilerek davanın kabulüne karar verilmiş; davalının temyizi üzerine Dairemizce onanmış; bu kez davalı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Toplanan delillerden ve dosya kapsamından davalı Kooperatifin davacı avukata verdiği 01.12.2001 tarihli vekaletname gereğince davacının davalıya vekaleten 24.05.2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle dava dışı idarenin tazminata mahkum edilmesini istemiş; adı geçen mahkemece de iç hukuk yolları tüketilmeksizin böyle bir dava açılamayacağı gerekçesiyle 27.04.2004 yönünden kabul edilmezlik kararı verildiği, yine davacı avukatın davalı vekili olarak 03.02.2004 tarihinde Maliye Hazinesi’ne karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, Anayasa Mahkemesi’nce 2960 sayılı Yasa’nın 3194 sayılı Yasa ile değişik 3/g maddesinin iptal edilmesi ve iptal edilen Yasa yerine yeni bir yasa çıkarmadığından bahisle, Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/27 esas sayılı dosyası ile tazminat davası açtığı, mahkemece Yasama Meclisi’ni hazinenin temsil edemeyeceği gibi, Yasama Meclisi’ne karşı böyle bir dava açılamayacağı gerekçe gösterilmek suretiyle açılan davanın 02.03.2005 gününde reddine karar verildiği ret kararının daha sonra Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, anılan mahkeme kararından sonra tarafların 16.05.2005 gününde bir araya gelerek işbu davaya konu edilen <İş ve ücret Sözleşmesi>ni imzaladıkları, sözleşmenin başlıklı bölümünde sözleşmeye konu edilen taşınmazlar listelendikten sonra başlıklı bölümünde de 7 bent halinde bu taşınmazların davacı avukatça kamulaştırılmalarının sağlanması veya kamulaştırılmasız el atma hükümleri çerçevesinde bedellerinin tahsil edilmesi veya imara açılmalarının sağlanması, ya da orman olarak kamulaştırılmalarının sağlanması veya turizm alanı ilan edilmesi veya kamuya ait başka taşınmazla takas edilmesinin sağlanması, bu amaçların kısmen veya birlikte gerçekleştirilmesi taahhüdüne bulunulduğu, aynı sözleşmenin devam eden başlıklı bölümünün 5. bendinde de yazılı olup, davacı da sözleşmenin bu hükmüne dayanarak talepte bulunmuştur.

Öncelikle belirtmek gerekir ki az yukarıda da açıklandığı gibi davacı avukat, davalı müvekkilinin yararına olmayacak şekilde, onu yönlendirmek suretiyle Yasama Meclisi’ne karşı dava açmış, iç hukuk yollarını tüketmeden yine ona vekaleten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden tazminat talebinde bulunmuştur. Nitekim açılan her iki davada da davalı müvekkilin aleyhine sonuçlanmıştır. Sözleşme tarihine kadar davacı vekilin, davalı müvekkili yararına yaptığı herhangi bir iş de bulunmamaktadır. Buna rağmen davalıya güven telkin etmek ve ileriye yönelik olarak verdiği bu güvenin sonuçlarını taahhüt etmek suretiyle, onunla eldeki davaya konu edilen sözleşmeyi imzalamış olmasına rağmen taahhütlerini gerçekleştirememiştir. Kaldı ki sözleşmede davacı avukatın üstlendiği 7 bent halinde belirtilen işler çok geniş kapsamlı, bunlardan birisi olmaz ise diğerinin gerçekleştirileceği belirtilmiş ise de, bunların çoğu avukat tarafından gerçekleştirilmesi olanağı olmayan hususlardır. Oysa ki BK 390 ve devamı maddeleri hükümlerine göre vekalet ilişkisi karşılıklı güvene dayalı bir ilişki olup, vekilin üstlendiği görevini ve yapacağı işi doğruluk ve özenle yerine getirmesi zorunlu olduğu gibi gerçekleştiremeyeceği yerine getiremeyeceği hususları vekil olarak avukatın vaat etmemesi, böyle bir işi kabul etmemesi gerekir. Davacı avukat bu kuralı ihlal etmiş dolayısı ile davalı vekil edeninin güvenini sarsmış olup, bunu fark eden davalı vekil eden haklı olarak davacıyı vekillikten azil etmiştir. Öyle ise azil haklı olduğundan, davacının gerçekleştirdiği davalı yararına olumlu iş de olmadığından, davacı davalıdan bir talepte bulunamaz. Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü usul ve Yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki mahkeme kararı bu gerekçe ile bozulacak iken zuhulen onanmamış olduğu yeniden yapılan inceleme sonunda anlaşıldığından davalının karar düzeltme talebi kabul edilmeli, dairemiz onama kararı kaldırılmalı, mahkeme kararı bozulmalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca benimsenen Özel Daire Bozma kararma uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire Bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 15.07.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

T.C. YARGITAY

13.Hukuk Dairesi

Esas:  2007/11240

Karar: 2008/727

Karar Tarihi: 21.01.2008

(818 S. K. m. 101)

Dava: Taraflar arasındaki satış bedelinin geri alınması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup, düşünüldü:

Karar: Davacı, 25.04.2004 tarihli harici sözleşme ile davalıdan araç satın alarak bedelini ödediğini, aracın devir işlemleri sırasında araç üzerinde haciz olduğunu öğrendiğini, araç üzerinde satış tarihinden önceki her türlü borçların satıcı davalıya ait olacağının sözleşme ile kararlaştırıldığı halde davalının edimini yerine getirmediğini ileri sürerek satış bedeli olarak davalıya ödediği 5.450.-TL’nin faizi ile tahsilini istemiştir.

Davalı, yargılamaya katılmamıştır.

Mahkemece, davanın kabulüne, 5.450.-TL’nin dava tarihinden faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Taraflar arasında 25.04.2005 tarihli sözleşme ile harici satıma konu edilen aracın trafikte dava dışı Mehmet adına tescilli olduğu hususu uyuşmazlık konusu değildir. 20/d madde ve fıkrası gereğince resmi şekilde yapılmadığından geçersizdir. Sözleşme geçersiz olduğu için taraflar aldıklarını haksız iktisap hükümleri uyarınca karşılıklı olarak aynı anda iade etmekle yükümlüdürler.

25.04.2005 tarihli harici oto ön satış sözleşmesinde aracın alıcı davacı tarafından teslim alındığının belirtildiği gibi gerek dava dilekçesinde gerek 06.04.2005 tarihli davacının davalı tarafa gönderdiği ihtarnamedeki açıklamalardan aracın halen davacı elinde olduğu anlaşıldığına göre mahkemece satış bedelinin davalıdan tahsiline karar verildiği halde, aracın davalıya iadesine karar verilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

2- Yukarıda belirtildiği üzere satış sözleşmesi geçersiz olup, taraflar aldıklarını aynı anda iade ile yükümlüdür. Davacının satış bedelini isteyebilmesi için satışa konu aracı davalıya iade etmesi gerekir. Araç iade edildiğinde satış bedelinin iade istemi muaccel hale gelir. Bu nedenle BK. 101. maddesi gereğince davalı temerrüde düşmediğinden davacı alacağına temerrüt faizi isteyemez. Mahkemece, davacı alacağına dava tarihinden faiz yürütülmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Sonuç: Yukarıda 1. ve 2. bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 21.01.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY

13.Hukuk Dairesi

Esas:  2005/14298

Karar: 2005/18888

Karar Tarihi: 19.12.2005

(2004 S. K. m. 72) (1086 S. K. m. 434, 438)

Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı, davalı müteahhidin 2 nolu daireyi yaptıkları ortaklık sözleşmesi gereğince kendisine sattığını ve tapu devrinin verildiğini, devir tarihinden sonra kesilen fatura ile aleyhine takip yapıldığını, davalıya hiçbir borcunun bulunmadığını ileri sürerek, borçlu olmadığının tespiti ile ve % 40 tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne ve 1.680.000.000 TL. tazminatın kötüniyetli olan davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Davacı, davalının temyiz dilekçesi üzerine kararı temyiz etmiş, ancak kendisinden harç alınmadığından, davacıdan temyiz harcının alınması için dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiş, mahkemece temyiz harcını yatırması için muhtıra tebliğine rağmen davacının temyiz harcını yatırmadığı anlaşılmıştır. Davacı taraf mahkemece verilen süre içinde harç ve giderleri ödemediği için HUMK. nun 434/son maddesi uyarınca davacının temyiz dilekçesinin reddine,

2- Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.

3- Davalı aleyhine, mahkemece ayrıca kötüniyet tazminatına hükmedilmiştir. İİK. 72. maddesi hükmü gereği kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için, takibin haksızlığı yanında, davalının takip yapmakta kötüniyetli olduğunun da kanıtlanması gerekir. Davalının kötüniyetli olduğu da iddia ve ispat edilemediğinden, bu kalem isteğin reddi gerekirken, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HMUK’nun 438/7 maddesi hükmü gereğidir.

Sonuç: 1. bent gereğince davacının temyiz dilekçesinin reddine, 2. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının reddine 3.bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın hüküm başlıklı bölümünün 1. maddesindeki 2. cümlenin karardan çıkarılarak yerine, <davacının %40 kötüniyet tazminatı talebinin reddine> ibarelerinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY

13.Hukuk Dairesi

Esas:  2002/2718

Karar: 2002/4129

Karar Tarihi: 16.04.2002

(2004 S. K. m. 67) (4721 S. K. m. 634) (818 S. K. m. 101, 213) (2644 S. K. m. 26)

Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat Gülser Erkoç gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı, davalı ile birlikte maliki oldukları taşınmazın ortaklığın giderilmesi davasında satışına karar verilmesi üzerine 7.10.1998 tarihli protokol gereği davalı hissesini 1.500.000.000 TL. sına almaya karar verip 500.000.000TL. peşin ödeyip vade farkı da gözetilerek 500.000.000 ve 700.000.000 TL. lık iki senet verdiğini, 500.000.000 TL. lık senedin borçlusu tarafından ödenmemesi üzerine yeniden 500.000.000 TL. lık başka bir senet verdiğini, bu senetlerin bedellerinin ödenmesine rağmen davalının tapu devrinden kaçındığını, davalıya yaptıkları ödemelerin tahsili için başlatılan icra takibine davalının haksız itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı, ise, davacının protokole uymadığını, süresinde ödeme yapmadığını, 700.000.00 TL. lık senedin bu alışverişle ilgisi olmadığını, sözleşmedeki faizin aylık da olmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne 2.343.150.000 TL. asıl alacak, aylık %8′den 605.454.027 TL. birikmiş faiz ve takip tarihinden aylık %8 faiz ile takibin devamına karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair itirazlarının reddi gerekir.

2- Taraflar arasında yapılan 7.10.1998 tarihli protokol, tapulu taşınmaz satışına ilişkin olup resmi şekilde yapılmadığı için MK. 634, BK. 213, TK. 26 maddeleri hükmü gereği, geçersizdir. Taraflar aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre aynı anda iade etmekle yükümlüdür. Davacının dayandığı protokolde, ödediği paranın iadesi halinde uygulanacak faiz yönünden açıklık olmadığı gibi, davacı icra takibi yapmadan önce davalıyı temerrüde düşürdüğünü iddia ve ispat edememiştir. BK. 101 maddesi gereği muaccel bir borcun borçlusu ancak alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. İcra takibinden önce davacı davalıyı temerrüde düşürmediğinden, icra takip tarihine kadarki süre ile ilgili birikmiş faiz isteyemeyeceği gibi, sözleşmede davacının ödediği paranın iadesi durumunda aylık %8 faiz uygulanacağına dair hüküm olmadığından, ancak icra takip tarihinden itibaren yasal faiz isteyebilir. Mahkemece bu husus gözardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

3- Dava itirazın iptali davası olarak açılmış ve alacaklı davacıda %40 oranında icra inkar tazminatı talep etmiştir. İİK 67/2 maddesi gereğince borçlunun itirazının haksızlığına karar verildiğinde, alacaklı lehine kabul edilen asıl alacağın %40′ı oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Dava konusu alacak muayyen ve likit olup, yasal koşulları oluştuğu halde davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Sonuç: 1. bentte belirtilen nedenle davalının sair itirazlarının reddine 2.bentte belirtilen nedenle hükmün davalı, 3.bentte belirtilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 250.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 16.04.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY

13.Hukuk Dairesi

Esas:  2005/5651

Karar: 2005/10743

Karar Tarihi: 23.06.2005

(818 S. K. m. 60, 125)

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.

Davacı, davalının sahibi olduğu konutun kiracısı olduğunu, elektrik kontağından çıkan yangın nedeniyle bütün ev eşyalarının yandığını, ceza davasında kusuru olmadığından beraat ettiğini, davalının açtığı tazminat davasının ret edilip kesinleştiğini ileri sürerek 4.895.000.000 TL ile tespit giderlerinin ödetilmesini istemiştir.  

Davalı zamanaşımı süresinin dolduğunu bildirerek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, 12.1.2000 tarihinden sonra 29.6.2004 tarihinde bu davanın açıldığını, BK 60. md. gereğince 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu bildirilerek zamanaşımı nedeni ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalı kiralayanın kiracısı olduğunu, kiralayan tarafından kiralanana gerekli olan bakım ve onarımının yapılmaması nedeniyle elektrik tesisatında oluşan arıza sonucu çıkan yangında zarara uğradığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Dava konusu uyuşmazlık sözleşme ilişkisinden doğmakta olup bu tür davalar Borçlar Kanununun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Olay tarihi ile dava tarihi arasında 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. Öyle olunca dava zamanaşımına uğramamıştır. Mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı, olup bozma nedenidir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 275.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 23.06.2005 gününde  oybirliği ile  karar verildi.

T.C. YARGITAY

4. HUKUK DAİRESİ

Esas  2010/7287        

Karar 2011/6824

Tarihi 13.06.2011     

(818 s. BK/47)

(2918 s. KTK/85)

     Davacı Nusret M. vekili Avukat Ş. T. tarafından, davalı Z. İnşaat Tic. ve San. Ltd. Şti ve Murat S. aleyhine 12.03.2007 gününde verilen dilekçe ile trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; maddi tazminat talebinin feragat nedeniyle reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne dair verilen 23.12.2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı Z. İnşaat Tic. ve San. Ltd. Şti vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davalının diğer temyiz itirazına gelince:

Dava, trafik kazası sonucu yaralanma ve maddi hasar nedeniyle uğranılan maddi ye manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece maddi tazminat istemi feragat nedeniyle reddedilmiş, manevi tazminat isteminin ise bir bolümü kabul edilmiş; karar, davalılardan Z. inşaat Ticaret ve San. Ltd. Şti. tarafından temyiz olunmuştur.

Borçlar Yasası’nın 47. maddesi gereğince yargıcın, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenen doyum (tatmin ) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden yargıç, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir.

Dava konusu olayın gelişimi, olay tarihi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davacı yararına takdir olunan 25.000,00 TL manevi tazminat fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminat takdiri için kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle davalılardan Z. inşaat Ticaret ve San. Ltd. Şti. yararına BOZULMASINA; davalının öteki temyiz itirazlarının ilk bentte açıklanan nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 (KARARA KONU YEREL MAHKEME KARARI AŞAĞIDA VERİLMİŞTİR.)

NİKSAR

ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Esas 2007/79

Karar 2009/413

Karar Tarihi 23.12.2009

     Davacı N. M. vekili tarafından davalılar Z. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti ve M. S. aleyhine açılan maddi-manevi tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

 GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

 DAVA: Davacı vekili 12.03.2007 havale tarihli dilekçesinde özetle, 13.12.2005 günü mülkiyeti davalılardan Z. inşaat Ltd Şti ‘ye ait 06 YTJ 99 plaka sayılı kamyonun diğer davalı Murat S.’in idaresinde iken müvekkilinin sevk ve idaresindeki 60 NF 882 plaka sayılı araç ile çarpıştığını, meydana gelen kazada tüm kusurun davalı M. S. de olduğunu, diğer davalının da araç maliki olması nedeni ile kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince sorumlu olduğunu, meydana gelen kaza sonucu müvekkilinin hayati tehlike geçirdiğini ve sağ gözünü kaybettiğini ayrıca müvekkiline ait araçta 5000 TL ‘lik hasar meydana geldiğini, tüm bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5000 TL maddi, 35000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren isleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, duruşmadaki beyanlarında da, sigorta şirketi tarafından müvekkiline 50000 TL tazminat ödendiğini, bu nedenle maddi tazminata ilişkin taleplerinden feragat ettiklerini, kaza nedeni ile müvekkilinin genç yasta gözünü kaybettiğini, bu kaybın maddi veya manevi olarak giderilmesine imkân olmadığını, bu hususun dikkate alınmasının bu nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP: Davalı Z. inşaat Ltd Şti vekili cevap dilekçesinde özetle, davaya konu kazanın meydana gelmesinde tüm kusurun davacı tarafta olduğunu, kazaya davacının dikkatsiz tutum ve davranışlarının sebebiyet verdiğini, ayrıca davalı M. S.’in mesai saati dışında müvekkil şirketin izin ve iradesi olmadan şirkete ait olmayan bir iş için şirkete ait aracı kullandığı sırada kazanın mey­dana geldiğini, bu nedenle müvekkil şirketin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, kaza sonrası verilen raporlardaki kusur oranları ve davacıya ait araçta meydana gelen zarar miktarını da kabul etmediklerini, talep edilen ma­nevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu, davacıya sigorta şirketi tarafından da tazminat ödendiğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı M. S. duruşmadaki beyanında, suçsuz olduğunu, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER: Niksar Sulh Ceza mahkemesinin 2007/361 esas 2008/79 karar sayılı dosyası celp edilmiş, tetkikinde; Niksar Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/575 esas sayılı 14.11.2007 tarihli iddianamesi ile 13.12.2005 tarihinde meydana gelen kaza nedeni ile davalılardan Murat S.’in TCK’nun 89/3b-son maddesi gereğince cezalandırılması talebi İle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Niksar Sulh Ceza mahkemesinin 2007/361 esas 2008/79 karar sayılı 25.03.2008 tarihli karan ile sanığın 3600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, ilgili kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür.

Dosya içindeki belgelerin tetkikinde, 13/12/2005 tarihinde meydana ge­len kaza ile ilgili olarak kolluk tarafından 13/12/2005 tarihli görgü tespit tutanağı ve kaza yeri terk bildirim tutanağı tutulduğu, soruşturma sırasında 26/05/2006 tarihinde mahallinde kesif yapıldığı, kesif sonucu trafik polis memuru bilirkişi tarafından düzenlenen 31/05/2006 havale tarihli bilirkişi raporunda 06 Y.. 9.. plaka sayılı aracı kullanan Murat S.’in meydana gelen kazada “sürücülere ait asli kusurlardan 6. madde (doğrultu değiştirme, manevraları yanlış yapma) ve diğer kusurlardan 47/1-d (trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan diğer kural, yasak, zorunluluk veya yükümlülüklere uymamak) maddelerini ihlal ettiği, 60 N.. 8.. plakalı otoyu kullanan Nusret Meriç’in kendi şeridinden gittiğinden meydana gelen kazada herhangi bir trafik ihlalinin olmadığı kanaatine varıldığı” belirtilmiştir.

Kovuşturma aşamasında Adli Tip Kurumu Trafik İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 08.11.2006 tarihli bilirkişi raporunda “mağdur sürücü N. M.’nin yönetimindeki vasıtası ile istikamet şeridi içinde seyri sırasında kontrolsüzce yola girip istikamet şeridini kapatan kamyona çarparak katıldığı kazada olaya etken atfı kabil kusurunun bulunmadığı, şüpheli sürücü M. S.’in yönetimindeki vasıtası ile mağdur sürücünün istikametine göre yolun sağında hafriyat dökerek yolu yeterince kontrol etmeyip gelen araçların hız ve mesafelerini dikkate almadan vakit gece olmasına rağmen dik ve ani olarak yola girerek mağdur sürücünün istikamet şeridini kapattığı, geçiş hakkını engelleyip olaya sebebiyet verdiği kazada tedbirsiz, dikkatsiz ve nizamlara aykırı hareketi ile asli kusurlu olduğu” belirtilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 7. bölge müdürlüğü tarafından mahkememize gönderilen 11/03/2008 tarihli cevabi yazıda, kazanın meydana geldiği karayolunun Devlet yolu olup Niksar belediyesi imar sınır dâhilinde olduğundan meskun mahal içerisinde bulunduğu, belirtilen yolun daha önce gidiş-geliş tek yol olup 2005 yılı Mayıs ayında çalışmalara başlanıldığı ve yolun sağ tarafında dolgu yapılarak yolun çift yönlü olarak 2007 yılı Temmuz ayında trafiğe açıldığı, yolda çalışmaya başlanmadan önce kaza yerinin yaklaşık 100 m geri tarafına doğru gerekli trafik işaretlemesinin yapılmış olup yapılan işaretlemenin 04/05/2005 tarihinde tutanak altına alındığı, ilgili tutanağın yazı ekinde gönderildiği, yapılan işaretlemenin yol inşaatı bitirilip yolun açıldığı Temmuz 2007 tarihine kadar kaldığı, kazanın olduğu 13/12’005 tarihinde yolda trafik işaretlemesinin mevcut olduğu bildirilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 7. bölge müdürlüğü tarafından mahkememize gönderilen 11.03.2008 tarihli cevabi yazı dikkate alınmak sureti ile mahkememizce yeniden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından düzenlenen 07.09.2009 tarihli bilirkişi heyeti raporunda “Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından dosyaya gönderilen 11.03.2008 tarihli yazıda belirtilen yolun olay tarihinde gidiş-gelişli olduğu, yolun sağ tarafına dolgu yapılmakta olduğu, yolda çalışmaya başlamadan önce yol gerisinde gerekli işaretlemelerin yapıldığının belirtildiği, tutanak altına alınan işaretlemelerin krokisinin dosyaya ibraz edildiği, işaretlemelere göre olay yerinde maksimum hızın saatte 30 km olarak tespit edildiği, KTK ve yönetmelik gereğince sürücülerin tali yoldan ana yola girmeleri sırasında durup ana yolu dikkatlice kontrol etmeleri, gelmekte olan ve duramayacak kadar yaklaşmış aracı fark ederek tedbirli davranıp bu aracın geçişini beklemesi gerektiği halde, davalı M. S.’in bu tedbirleri almadan tali yol­dan ana yola çıkarak davacı aracının seyir yolunu kapattığından olayda tedbirsizliği, dikkatsizliği, trafik nizam ve kurallarına aykırı hareketi sabit olup kusurlu bulunduğu, davacı N. M.’nin yönetimindeki oto ile seyri sırasında olay yerinde bulunan trafik işaretlerini dikkate alarak yol çalışmaları yapılması ve hız sınırının 30 km… olması nedeni ile hızını azaltması, böylece daha yavaş ve dikkatli seyrederek kazayı önleyici tedbiri alması gerekirken bu tedbirleri al­madan süratli seyrederek kazayı önleme imkânı bulamadığından olayda kısmen kusurlu olduğu, açıklanan nedenlerle meydana gelen kazada davalı M. S.’in % 75 oranında, davacı N.M.’nin ise %25 oranında kusurlu olduklarının’’ bildirildiği görülmüştür.

Ankara İl Emniyet müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabında, 06 Y..9… plaka sayılı aracın Z. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti adına kayıtlı olduğu bildirilmiştir.

Davacının sosyal ve ekonomik durumunun tespiti için ilçe emniyet müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabında, şahsın yüksek okul mezunu, 32 yaşında evli olduğu, 800 TL maaş karşılığı işçi olarak çalıştığı, evinin kira olmadığı, 320 TL aylık aidat ödediği, 1992 model şahin marka otomobilinin olduğu, sağ gözünün kaza nedeni ile görmediği bildirilmiştir.

Davalı M. S.’in sosyal ve ekonomik durumunun tespiti için ilce emniyet müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabında, şahsın ilkokul mezunu, 41 yaşında evli olduğu, Z. inşaat şirketinde şoför olarak çalıştığı, 420 TL maaş aldığı, 100 TL kira ödediği, bakmakla yükümlü olduğu esi, 2 çocuğu ve annesinin olduğunun bildirildiği görülmüştür.

GOP Üniversitesi Adli Tip Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 23.12.2007 tarihli raporda, davacı N. M.’nin 13.12.2005 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası nedeni ile sağ gözde pupillanın tamamen kaybolduğu, gözün tamamen rengini kaybettiği, sağ gözde görmenin tam kaybolduğu, meydana gelen sağ gözde tam görme kaybının işlev kaybı niteliğinde olduğu belirtilmiştir.

 Davacı tanığı Z. M. duruşmadaki beyanında, kendisinin davacının kardeşi olduğunu, davacının kaza nedeni ile ölümden döndüğünü, sağ gözünü ta­mamen kaybettiğini ve yüzüne 200 ‘den fazla dikiş atıldığını, fiziksel görüntüsünün değiştiğini, neşeli ve hayat dolu bir insan iken kazadan sonra bunalıma girdiğini, psikolojik tedavi gördüğünü, gözünün görüntüsü, rengi ve şeklinin tamamen değiştiğini, aynaya bakamaz duruma geldiğini beyan etmiştir.

Davacı tanığı S. F. C. duruşmadaki beyanında, davacının 2000 yılından beri şirketlerinde çalıştığını, kazadan sonra 3-4 ay kadar çalışamadığını, sağ gözünü tamamen kaybettiğini, göz çevresindeki kemiklerin kırıldığını, yüzünün görüntüsünün değiştiğini, şirkette bilgi işlemde bilgisayar basında çalıştığını, halen de çalışmaya devam ettiğini, fakat tek gözü görmediği için çabuk yorulduğunu, kendisine ayda birkaç kez izin verdiklerini, tedavi ve psikolojik yardım almak amacıyla Ankara’ya gidip geldiğini, psikolojik durumunun iyi olmadığını beyan etmiştir.

Davacı tanığı A. H. Y. duruşmadaki beyanında, davacının yakın arkadaşı olduğunu, kazadan sonra davacıyı hastaneye kendisinin götürdüğünü davacının 1,5 ay kadar Sivas’ta yatılı tedavi gördüğünü, daha sonra Hacettepe de tedavisinin devam ettiğini, kaza nedeni ile sağ gözünü kaybettiğini, göz bebeğinin tamamen kaybolduğunu, yüzünde yara izleri kaldığını, bu durumu takıntı haline getirdiğini, fiziksel anlamda yüzünde çirkinleşme olduğunu, elini sürekli olarak yüzünde zarar gören kısımlara götürdüğünü, bu şekilde tik oluştuğunu, halen psikolojik yârdim aldığını beyan etmiştir.

GEREKÇE: Gerek soruşturma aşamasında yapılan kesif sonucu trafik polisi bilirkişi tarafından düzenlenen 31.05.2006 havale tarihli bilirkişi raporunda gerekse kovuşturma aşamasında adli tıp kurumu Trafik ihtisas Kurulu tarafından düzenlenen 08/11/2006 tarihli bilirkişi raporunda her ne kadar meydana gelen kazada davacının kusurunun bulunmadığı, tüm kusurun davalı M. S.” de olduğu belirtilmiş ise de, dosya içinde mevcut Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğünün 11/03/2008 tarihli cevabi yazısı ve kaza sonrası davacıya ait araçta meydana gelen hasar durumu dikkate alındığında kaza mahallindeki işaretlemelere rağmen azami hız sınırına uymayan davacının da meydana gelen kazada kusurunun bulunduğu anlaşıldığından İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından düzenlenen 07/09/2009 tarihli bilirkişi raporu mahkememizce oluşa daha uygun görülerek hükme esas alınmıştır.

Davalı şirket vekili cevap dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarında, her ne kadar meydana gelen kazada tüm kusurun davacıda olduğunu, diğer davalı sürücünün herhangi bir kusuru bulunmadığını, ayrıca davalı M. S.’in mesai saati dışında müvekkil şirketin izin ve iradesi olmadan şirkete ait olmayan bir iş için şirkete ait aracı kullandığı sırada kazanın meydana geldiğini, bu nedenle mü­vekkil şirketin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, talep edilen manevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu, davacıya sigorta şirketi tarafından da tazminat ödendiğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiş ise de, hükme esas alınan ITU öğretim üyeleri tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, gerekçeleri açıklandığı üzere davalı Murat Semiz’in mey­dana gelen kazada % 75 oranında kusurlu olduğu, yine davacı vekilinin duruşmadaki beyanlarında sigorta şirketinden 50000 TL tazminat alındığını belirtmek sureti ile maddi tazminat talebinden feragat ettiği bu anlamda davacı talebinin manevi tazminat isteminden ibaret bulunduğu, KTK 85/5 maddesinde işleten ve araç isleticisi teşebbüs sahibinin aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olacağının belirtildiği, bu anlamda isleten olan davalı şirketin araç sürücüsü olan diğer davalının kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olduğu, aynı yasanın 86 maddesi gereğince isleten veya araç işleticinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya 3. kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat etmek suretiyle sorumluluktan kurtulabileceğinin belirtildiği, buna göre isletenin sorumluluktan kurtulabilmesi için kendisi ya da eylemlerinden sorumlu olduğu kimselerin kusurlarının olmadığı veya kazayı araçtaki bir bozukluğun etkilemediği, yine kazanın mücbir sebep veya zarar gören ya da 3. kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispatlamasının gerektiği, bu hususları ileri sürmek ve ispat etmek yükümlülüğünün isletene yüklendiği halde belirtilen hususların davalı tarafça ispat edilemediği anlaşıldığından davalı şirket ve­kilinin talepleri açıklanan nedenlerle mahkememizce yerinde görülmemiştir.

Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, olay tarihinde davacı N. M.’in 60 NF 882 plaka sayılı aracı ile Niksar istikametinden Akkuş istikametine seyrettiği sırada yolun sağından yola çıkarak sola dönmek isteyen davalı şirkete ait ve diğer davalı sürü M. S.’in yönetimindeki 06 Y.. 9.. plaka sayılı kamyonun sol yan arka tarafına çarptığı kazada tali yoldan ana yola girdiği sırada durup ana yolu dikkatlice kontrol etmesi, gelmekte olan ve duramayacak kadar yaklaşmış olan aracı fark ederek tedbirli davranıp bu aracın geçişini beklemesi gerektiği halde bu tedbirleri almadan tali yoldan ana yola çıkarak davacı aracının seyir yolunu kapatan davalı M. S.’in meydana gelen kazada % 75 oranında, olay yerinde bulunan trafik işaretlerini dikkate alarak yol çalışmaları yapılan ve hız sınırının 30 km olması nedeni ile hızını azaltması, daha yavaş ve dikkatli seyretmesi gerekirken bu tedbirleri almadan süratli seyreden davacının meydana gelen kazada % 25 oranında kusurlu bulunduğu, meydana gelen kaza sonucunda dosya içinde mevcut 23/10/2007 tarihli raporda da belirtildiği üzere davacının sağ gözünü tamamen kaybettiği, yine ceza dosyası içinde mevcut fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere kaza sonucunda davacının yüzünün görüntüsünün değiştiği, tanık beyanlarından 32 yaşında yüksek okul mezunu olan davacının kazadan sonra gözünü kaybetmesi nedeni ile psikolojik bunalıma girdiği, yasama sevincini kaybettiği, isini yapmakta zorlandığı anlaşıldığından kazanın oluş biçimi, tarafların kusur durumları, davacıdaki yaralanmanın niteliği ve tarafların sosyal ekonomik durumları ile manevi tazminatın niteliği ve amacı dikkate alınmak sureti ile davacı tarafın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü yönünde karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Davacı tarafın maddi tazminat talebinin FERAGAT NEDENİ İLE REDDİNE,

2-Davacı tarafın manevi tazminat talebinin KISMEN KABULÜ İLE 25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13/12/2005 tarihinden İtibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,

3-06 Y… 9… plaka sayılı araç üzerine konulan ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar DEVAMINA,

4-Alınması gerekli 1.350 TL harçtan davanın açılısı sırasında peşin alınan 540 TL harcın mahsubu ile kalan 810 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,

5-Davacı tarafça yapılan 851,30 TL yargılama giderinden (davanın açılış harcı 555,30 TL, 6 davetiye gideri 24 TL, 1 müzekkere gideri 5 TL, bilirkişi incelemesi 267 TL) kabul ve ret oranına göre hesaplanan 765,46 TL ‘nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine, kalan kısmin davacı üzerinde bırakılmasına,

6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.U.T uyarınca kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 2900 TL vekâlet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine,

7-Davalı şirket kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.U.T uyarınca reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 1200 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine,

8-Davalı şirket kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.U.T uyarınca reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 600 TL vekâlet ücre­tinin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine,

Dair, davacı vekili ile develi şirket vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı Murat S.’in yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 günlük yasal surede Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

T.C. YARGITAY

15. HUKUK DAİRESİ

Esas  2011/1381

Karar 2011/2061

Tarihi 05.04.2011

(818 s. BK/125, 126, 413)

     Dava, sözleşme dışı yapılan iş bedelinin tahsili istemiyle açılmış, mah­kemece BK.’nm 126/IV. maddesi uyarınca davada 5 yıllık zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar murisi 09.11.1992 tarihli sözleşme ile K. Devlet Hastanesi ve on daireli lojman ikmal inşaatının yapımını üstlenmiş, işi 1998 yılı Temmuz ayında bitirerek davalı Bakanlığa teslim etmiştir. İşin geçici kabulü 08.10.1998 tarihinde kesin kabulü ise 18.11.1999 tarihinde onaylanmıştır. Davacılar murisleri tarafından ihale ve sözleşme dışında yapılan işler bedelinin tahsilini talep etmektedirler. Sözleşme dışında yapılan işlerin bedelinin tahsili için açılan davalarda vekâletsiz iş görme hükümlerinin uygulanması gerekir. Vekâletsiz iş görmeden kaynaklanan alacağın tahsili için açılan davalarda BK. Madde 125’teki 10 yıllık zamanaşımı uygulanacağından işin teslim ve kesin kabul onay tarihleri nazara alındığında 13.02.2008 dava tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımının gerçekleşmediği kabul edilerek yapılacak yargılama sonucu işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirilmesi sonucu BK.’nın 126/IV. Maddesindeki 5 yıllık zamanaşımının gerçekleştiği kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

            SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 05.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU         

Esas  2011/17-3        

Karar 2011/142        

Karar Tarihi 13.04.2011

(818 s. BK/45)

       Taraflar arasındaki “destekten yoksun kalma tazminatı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 31.12.2008 gün ve 2008/228-648 sabili kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 15.09.2009 gün ve 2960/5414 esas, karar sayılı ilamı ile;

(… Davacı vekili, davalının trafik sigortacısı olduğu aracın neden olduğu kaza sonucunda müvekkilinin birlikte yaşadığı imam nikâhlı eşinin hayatını kaybettiğini, müvekkilinin destekten yoksun kaldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin istem saklı olmak üzere 1.000, 00 YTL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin müteveffanın eşi olmadığını, destekten yok­sun kalmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia savunma ve toplanan kanıtlara göre, her ne kadar destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için resmi evlilik bağının olması zorunlu değil ise de somut uyuşmazlıkta, davacının şiddetli geçimsizlik nedeni ile müteveffadan boşanmış ve halen bir başkası ile evli olduğu, destekten yoksun kaldığını kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatı Borçlar Kanununun 45/2. maddesinde “ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir” şeklinde düzenlenmiştir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destek­ten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.

Somut uyuşmazlıkta, davacı, müteveffanın boşandığı eşi olduğunu ancak fiili olarak birlikte yaşamaya devam ettiklerini, bu nedenle müteveffanın desteğinden yoksun kaldığını ileri sürmektedir. Dosya kapsamından da, davacının müteveffa ile boşandığı ve yabancı uyrukla bir kadınla evli olduğu ve halen bu evliliğin devam ettiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, destekten yoksun kalma tazminatı istemi için resmi bir evlilik bağı ile bağlı olunması gerekmediği gibi mirasçı olunmasına da gerek yoktur. Önemli olan, düzenli ve eylemli bir birliktelik ve destek ihtiyacının kanıtlanmasıdır. Hukuk Genel Kurulu’nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 412 K. sayılı kararında “BK.nun 45. madde­sinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardim eden ve olayların olağan akısına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse des­tek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür.” denmiştir.

Bu durumda mahkemece, davacı tarafın delilleri toplanarak, sosyal ve ekonomik durumu da araştırılmak sureti ile davacının ölmeden önce müteveffa ile birlikte yasayıp yasamadığı, ortak bir hayatları olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme karan bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.04.2011 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

T.C. YARGITAY

7. HUKUK DAİRESİ

Esas    2010/7458      

Karar 2011/98          

Tarihi 18.01.2011

(818s.BK/51)

            Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi gereği görüşüldü:

Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, sözleşme hükümlerine göre, işin yapımı sırasında üçüncü kişilere verilecek zararı ödemeyi dava dışı yüklenici şirketin üstlendiği, iş sa­hibi davalı İSKi’nin sözleşmeye göre sorumluluğunun bulunmadığı gerekçe gösterilerek davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine, dosya içeriğine uygun düşmemiştir.

Eser sözleşmelerinde kural olarak, iş sahibi ile yüklenici arasında bağımlılık ilişkisi bulunmamakta, yüklenici iş sahibinden bağımsız olarak üstlendiği işi sözleşme koşullarına uygun olarak tamamlayıp teslim etmeyi üstlenmektedir. Bu özellik dikkate alındığında bağımlılık ilişkisi, bir başka deyişle iş sahibinin adam çalıştıran sıfatı bulunmadığından eser sözleşmelerinin yerine getirilmesi ve işin yapımı sırasında yüklenicinin üçüncü kişilere zarar vermesi halinde iş sahibinin zarardan sorumlu tutulamayacağı kabul edilmektedir. Ancak bu kesin bir kural değildir. İş sahibi ile yüklenici arasındaki sözleşmede iş sahibine yükleniciye emir ve talimat verme, yapılan işi kontrol ve denetleme yetkisinin tanınmış olması halinde, iş sahibi ile yüklenici arasında bağımlılık ilişkisi kurulmuş olacağından iş sahibinin “adam çalıştıran” sıfatıyla zarardan sorumlu tutulması gerektiği ve sorumluluk türünün de Borçlar Kanunu’nun 51/2. maddesi hükmü uyarınca müteselsil (zincirleme) sorumluluk olacağı kuşkusuzdur.

Somut olayda, davalı İSKİ ile dava dışı yüklenici şirket arasındaki sözleşme hükümleri bir bütün olarak incelenip değerlendirildiğinde iş sahibi olan davalı İSKİ’nin işin yapımı sırasında yüklenici şirkete emir ve talimat verme, işi kontrol ve denetleme yetkisinin tanındığı görülmektedir.

Hal böyle olunca az yukarıda açıklanan hukuki olgular dikkate alındığında davalı İSKİ’nin de diğer davalı ile birlikte zarardan ortak (müteselsil) olarak sorumlu tutulması gerekirken sözleşmenin tarafları arasındaki ilişkiyi düzenleyen ve zarar gören üçüncü kişilere karşı öne sürülmesi mümkün bulunmayan sözleşme hükümleri gerekçe gösterilerek davalı İSKİ hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, davacının temyiz itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin ödenen harcın istek halinde davacıya iadesine, 18.01.2011 gününde oy birliği ile karar verildi.

 

 T.C. YARGITAY

17. HUKUK DAİRESİ

Esas 2010/10448

Karar 2011/877

Tarihi 7.02.2011

(818 s. BK/43)

      Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacılar vekili, müvekkillerinin kızı ve desteği Y. Y.’in, davalıya trafik sigortalı araçta yolcu iken meydana gelen kaza sonucu vefat ettiğini belirterek, ıslah ile arttırılmış olarak davacı H. için 29.992.59 TL, A. için 37.593.70 TL olmak üzere toplam 67.586.29 TL destekten yoksun kalma tazminatının, temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, zarar ispat edildiği takdirde, kusur oranında ve poliçe limiti ile sorumlu olduklarını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kabulü ile, davacı H. için 29.992.59 TL, A. için 37.593.70 TL olmak üzere toplam 67.586.29 TL tazminatın, 23.08.2009 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve maddi tazminata ilişkin hesaplamanın hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına, davalı sigorta şirketinin, kazaya karışan diğer araç sürücüsünün kusuruna isabet eden kısımdan müteselsilen sorumlu olmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olup, davalı sigorta şirketi, davacıların desteğinin yolcusu olduğu aracın trafik sigortacısıdır.

Davalı vekili rapora itiraz dilekçesinde desteğin hatır için taşındığını savunmuştur. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığı cihetle, bu gibi taşımalarda BK.’nun 43. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Hâkim, tazminattan mutlaka indirme yapmak zorunda değilse de, bunun dahi gerekçesini kararında tartışması ve nedenlerini göstermesi gerekir. O halde mahkemece, bu savunma üzerinde durularak, taşımanın hatır için olup olmadığı, tarafların yakınlığı, varsa hatır için taşımanın kimin arzusu ve ne amaçla yapıldığı gibi olayın özel şartları göz önüne alınarak araştırma ve inceleme yapılması, BK.’nun 43. maddesi hükmünce tazminattan indirim yapılıp yapılmayacağı karar yerinde tartışılarak, sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi isabetli değildir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 7.2.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.